Bükreş'ten ayrılmak üzereyim. Birazdan uçağa geçeceğiz. Yorucu, hızla geçip giden bir haftaydı. Şehri hiç sevmedim. Pis kokan, bakımsız, sıkıcı bir şehir Bükreş. Gelmeye değmez. Hareketli ama yapışkan bir hareketlilik. Köstence ise klasik bir tatil şehri. Deniz kenarı, old town kısmı güzel. Gerisi gri, sıkıcı binalarla çevrili. 

Buraya geldiğime değdi dedirten tek şey Transilvanya bölgesiydi. Muazzam doğası ve büyüleyici mimarisiyle (dıştan çok iç) Peleş kalesi hele... Braşov tatlı bir şehre benziyordu, sağanak yağmur yüzünden bir görüp çıktık gibi oldu. Dolaşamadık. Bran kalesi, namı diğer Drakula kalesi ise tırttı. Bir de tuz madeni gezmeye gittik, o da çok etkileyiciydi. 200 metre yerin altında, kocaman tuz blokları... Drakula'nın mezarını da (yani bir efsaneye göre)  gezdik. Bu sırada Drakula romanına başladım, Vlad ve Fatih Sultan Mehmet'in hikayesini anlatan Osmanlı'ya tekrar başladım falan. Atmosfere girmek önemli :)

Velhasıl, bitti gitti bir seyahat daha.

Fotoğraflar sonra.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sivas Yolculuğuna Dair Bazı Mülahazalar