Bugün Bükreş'e gidiyorum. Böyle büyük yolculuklarda, uzun tatillerde beni kitleyen bir şeyler oluyor. Öncesinde hiçbir şey yapamıyorum. Ne okuyabiliyorum, ne çalışabiliyorum... Hazırlığımı önceden yapıyorum ama valizin ağzı hep açık. Beynimde bin türlü senaryo, bir an önce vakit gelsin de gidip döneyim işte. Bazı insanlar ya geçmişte ya gelecekte, bir türlü anın içine giremiyor. "Bazı" deyince sanki çok az bir oranmış gibi geliyor ama bence insanların çoğu böyle zaten. An'a odaklanmak bu kadar kolay olsaydı yok meditasyondu, yogaydı, yaşam koçuydu... Her neyse, ne diyordum, Bükreş. Her şey uçağa binene kadar, sonra geçiyor. Yakın zamanda biriyle tanıştım, belli bir yaştan sonra bağ kurmak kolay olmaz sanıyorsun ama hayat insanı şaşırtıyor. Uçağa binince geçiyor, dedi o da. Sonra da bir güzel tembihledi, oraya kendinden başka bir şey götürme, yeni biri ol gel, diye. Yapabilir miyim bilmiyorum. Bazı şeyleri sıfırlamaya gidiyorum bir yandan da. Çünkü yol arkadaşımla onca kaldığımız sınavdan sonra bir kez daha şans verdik birbirimize, konuşmadan, sessizce. Yıllarca beraber çıktık, beraber keşfettik, onca kavga, onca olay... Yine dönüp durduğumuza göre birbirimize, ortada "gerçek" bir şey var. Yeni dünya düzeninde her şey sahteyken, gerçeklere daha sıkı sarılmalıyız bence. Bizi yarı yolda bırakan insanların anısını peşimizde sürüklememeliyiz artık, biz de onları oldukları yerde bırakıp yolumuza devam etmeliyiz. Bizim önümüz aydınlık, onların "ev"i çukurda, karanlık ve çamurlu. Silelim artık ellerimizi, yürüyelim olur mu? Bu günü artık hep böyle analım. Ellerimizi yıkadığımız gün olarak. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sivas Yolculuğuna Dair Bazı Mülahazalar