23.38
"Hayatlarımızı hikâye etme biçimimiz doğrudan kendimizi anlama biçimimizi etkiler; kendimizi anlama biçimimiz doğrudan davranış biçimimizi etkiler; davranış biçimimiz ise doğrudan dünyanın durumunu etkiler." diyor William L. Randall, Bizi Biz Yapan Hikâyeler'de. Hepimiz neredeyse her gün kendimizi bir şekilde anlatıyoruz başkalarına. Yeni tanıştığımız insanlara, yıllardır tanıdıklarımıza, restoranttaki garsona (ben mantar sevmiyorum diyerek ya da limona alerjim var gibi), öğrencilerimize, günlüğümüze... Başımıza gelen olayları hikâyeleştiriyoruz. Aşk acımızı anlatırken hissettiklerimizi metaforlaştırıyoruz. Korkularımıza kılıflar buluyoruz, kabalıklarımıza bahaneler... Randall, tüm bunların, yani psikolojimizdeki "kurgu" unsurunun hayatımızın gidişatını etkilediğini iddia ediyor. Aslında çok eski bir öğretiyi doğruluyor bu: söz büyüdür. Biraz daha bilimsel hale getiriyor sanırım, ciddi gerekçeler sunuyor. Henüz daha çok başındayım kitabın. D. önerdi. Hemen başladım. Diğer yandan Paradise Lost devam ediyor, birinci kitabı bitirdim, dersini dinledim (youtube'da yale üniversitesinin paraside lost dersleri var). Ayaşlı ile Kiracıları'na başladım. Romanya biletlerine ve otellerine baktım. Mayıs'ta 1 haftalığına gideceğim, Köstence'de ders anlatacağım. Çizim kursunun ikinci dersi vardı, bu sefer çok sıkıldım. Zaten yanlış çizim kalemini almışım, canım sıkıldı. İçimi sıkan şeyler içimi sıkmaya, kalbimi kıran anılar kalbimi kırmaya devam ediyorlar. Ama sanırım özür beklemeyi artık bırakmalı, edilgen kimliğimden bir an önce sıyrılıp çıkmalıyım. Çünkü bu da benim kendime anlattığım hikâyem. Ve "gerçek olana kadar -mış gibi yap!" oyununu başlatmak gerçekten iyi fikir, en azından yolun başında.
Ama zor. Çok zor. "Yalnız da ayağa kalkamayabilirim"...
Yorumlar
Yorum Gönder