22.03
Mubi'de "Father Mother Sister Brother"ı izledim. 3 aile hikâyesinden oluşuyor. Güzeldi. Üzerine yazacak pek bir şey yok aslında ama kendimi yazmaya zorladığım şu günlerde lafı biraz uzatsam iyi olacak.
İlk hikâyede babanın kendini acınası durumda gösterme sahtekârlığı ilginçti. Yepyeni koltukları belli olmasın diye üstlerini örtmek, derli toplu tertemiz evini dağıtmak ve kirletmek, güzel arabasını arkalarda bir yere saklamak, rolex saatini sahte diye yutturmak... Çocuklarından para tırtıklamak için yalanlar söyleyen bir adam. Donuk bir baba-çocuk ilişkisi. Sessizliklerde ne konuşulacağının bilinmemesi. Gelmeleriyle gitmelerinin bir olması. Ziyaretin bir görev bilinciyle yapılması. İkinci hikâyedeki annenin terapistiyle yaptığı konuşma, bence ilk hikâyedeki baba için de geçerli. Çocuklarının gelmesinin bir yüke dönüşmesi. Kızlarıyla yılda bir defa buluşan, onlar için şahane bir sofra kuran ama yazdığı kitapları asla paylaşmadığı gibi bir yabancıya sarılırcasına temas eden bir anne. Bu hikâyenin yalancısı ise küçük kız kardeş. Harika bir hayat uyduran, kendisini ablasıyla yarıştıran... Abla ise donuk, hissiz ama anne tarafından beceriksiz görülen bir kadın. Bu iki gergin ilişki hikâyesinden sonra "sister brother" sıcacık geliyor. Birbirinden uzak ama yine de birbirine bağlı ikiz kardeşler. Anne baba ölmüş. Kardeşleri birbirine ancak bu kayıp mı bağlıyor acaba? Anne babalarının çocuklarına bir hayli mesafe koyduğu da belli üstelik. Sanki kendi çocuklarını kendi hayatlarından dışlamışlar gibi. Ah, aileler hakkında söyleyecek şeyler hiç bitmiyor elbette.
*
Bizi Biz Yapan Hikayeler'i okumakta zorlanıyorum. Bence kötü bir çevirisi var. Ama sanırım metin de biraz zor. Tamam hadi biraz da benim aklım almıyor :) Öğrendiklerimi, altını çizdiklerimi buraya not almak istiyorum:
1- "Kendi hikâyeni anlatarak kendini yaratma"
2- "Kişisel ve kamusal hikâyelerin paylaşılmasıyla bilinç yükselir, bilgi oluşturulur, toplum yaratılır ve dönüştürücü güçleri olan bir bakış açısı kurulur."
3- "Öğrenmek 'oluşturmak'tır: anlam oluşturmak, bir yaşam oluşturmak, kendimizi oluşturmak."
4- "Tanrı tek tek varlıklarının kendi kendilerini yaratmasını sağlar."
5- "Benliği ona bitmiş bir ürün olarak sunulmaz, bir görev olarak verilir. Bu yüzden kendi varlığı kendisinden gizlenmiştir ve sürekli gerçek özünü arar."
İki farklı bakış açısından bahsediyor aslında temelde. İçimizde/DNAmızda bir potansiyel var, hazır bir halde. Bizim onu, gerçek benliğimizi keşfetmemiz, potansiyelimize ulaşmamız gerekiyor.
Diğeri ise hazırda olan hiçbir şey olmadığını söylüyor. Yani kendimizi keşfetmemiz değil icat etmemiz gerekiyor. Kendimizi yaratmak, inşa etmek...
Düşünmek gerek. Birincisi biraz daha kaderci bir bakış açısı. Önceden her şeyin belli olması, yaratıcının içimize koyduklarından ibaret olmamız falan. Diğeri ise daha özgür, daha umut verici. Ama bir yandan da istediğimiz her şeyi yapabilecek yeteneğe sahip olamayacağımız aşikâr.
Felsefenin en temel meselelerinden biri olduğunu hatırlatıyor Randall. Bakalım daha kitabın çok başındayım. Dilerim sabrım yeter. Az az da olsa mutlaka okumak, bitirmek istiyorum ama.
Az az okumak deyince Sait Faik geldi bak aklıma yine. Ne kadar yavaşladım onda... Güya başucumda duruyor. Bazen o kadar uykulu giriyorum ki yatağa, okuyacak halim olmuyor.
*
Bugün antika pazarına uğradım trenden inince. Kasetlerin fiyatlarına inanamadım. B. ile lafladım biraz, S. ile selamlaştım. Çok çok kalabalıktı, ruhum daraldı. Çok bakınamadım, kaçtım.
*
Çalışmam lazım aslında biraz, bugün hiçbir şey yapamadım. Ama hiç içimden gelmiyor, yatıp uyusam... Hiç görmek istemediğim insanlar giriyor son günlerde rüyalarıma. İnsanın kafasını yastığa koyası gelmiyor öyle olunca. Dilerim uzun sürmez.
*
Öyle işte.
*
:)


Yorumlar
Yorum Gönder