İstanbul: Hiç Dinmeyen Bir Yağmur
Hala yağmur var. Hala karanlık, kasvetli ve rüzgarlı. Pis, insanın yüzüne yapışan nemli bir soğuk. İstanbulla kavgam bitmedi özetle.
Dün iki önemli sergi gezdim. Birincisi Bedri Rahmi Eyüboğlu mektupları üzerineydi. Casa Botter'da. Yolladığı mektupların zarflarına desenler çizmiş, öyle güzellerdi ki. Mektupları da çift taraflı cam çerçevelere koyup tavandan sarkıtmışlar. Şahane fikir. Çünkü kağıdın iki yanını da sanatkarca kullanmış Bedri Rahmi. Bir zamanlar kaldığı, çalıştığı atölyesinin yani Narmanlı Han'ın tam karşısındaydı sergi. Sonra biraz ileride İş Bankası'nın Resim Heykel Müzesi. Buranın da ikinci katında Eren Eyüboğlu-Bedri Rahmi Eyüboğlu geçici sergisi vardı. Müzedeki diğer kalıcı ve geçici sergileri de gezdik elbette.
Aşık Veysel tablosunu görünce gözlerim doldu. Tablolarının renkleri, dünyası öyle büyüleyici ki. Bir gün duvarımda iyi bir Bedri Rahmi replikasının olmasını çok isterim.
*
Onun dışında nasılım? Bıkkın. Yorgun. Huzursuz. Hayatımdaki insanlardan kaçarak uzaklaşmayı hayal ederek ancak kısa sürede yine onlara bulaşarak. Evden hiç çıkmamaya karar verip birkaç saat sonra kendimi kalabalığa, sokağa atarak. Yalnızken kalabalığı, kalabalıkken yalnızlığı istemek. Evdeyken dışarıyı, dışardayken evi özlemek. Eskişehir, Ankara, İstanbul, yurtdışı hiç fark etmez. Nerede değilsem orada iyi olacakmışım hissi.
*
Karmaşık rüyalar görüyorum. Babaannemi, anneannemin evini, kazalar, taşan ve kokan tuvaletler, sınıflar, öğretmenler, arkadaşlar, eski öğrenciler... Karman çorman huzursuz bir yığın şey.
*
Evimi özledim.

Yorumlar
Yorum Gönder