İstanbul: Bir Defterden

 


Eski tip bir defter aldım. Arkadaşlarımı beklerken bir şeyler yazmak için. Kalem hiç güzel yazmıyor. Mürekkebi birikiyor harflerin muhtelif yerlerinde.

Bir bira söyledim. Beyoğlu'nda bir yer burası. Zula bir yer. Güzel bir bahçe. Yaz olsa şahane olurdu. Isıtıcılar var. Bugün hava biraz daha iyi.

Yazmak insanı nasıl sağaltıyor olabilir? Yani nasıl bir mekanizmayı devreye sokuyor? Ben bazen daha kötü hissediyorum. Sanki ufak bir şey kocaman oluyor yazıya dökünce. Hele birine bir şey yazmak, daha beter ediyor. İfşa gibi.

Ama mesela yüksek sesle bir şeyleri ifade ettiğimde. O zaman küçülebiliyor. Önemini kaybeden bir büyü yapılıyor gibi. Garip. Her zaman böyle diyemem de. Kime anlattığınla da ilgili. Bazen kendi kendine söylemek de iş görmüyor değil.

Buraya yürürken İstanbul'u ilk keşfettiğim zamanları düşündüm. Mephisto'ya girdim. Bu defteri de oradan aldım hatta. Yine şahane bir albüm çalıyordu. Yo era ninya! Yaşım 22 falan. Sonra Ara Cafe'nin  önünden geçtim. Galatasaray'ın oradan aşağı inmeyeli yıllar olmuş. Garip hissettirdi. Başka nereler vardı? Pek hatırlamıyorum. Fransız Sokağı. Aslıhan Pasajı. Atlas Pasajı. Beşiktaş'a da çok giderdim. Şimdi hiçbir şey yok gibi geliyor orada.

Bugün İstanbul Resim Heykel Müzesi'ne gittim. Pek sarmadı ama yordu. Müzenin düzeni güzeldi. Kronolojik ve tematik. Bedri Rahmi azdı. Cemal Tollu çoktu, sevmedim. Birkaç Devrim Erbil de vardı. Nurullah Berk de. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Eren Eyüboğlu, Abidin Dino... Başka gelmedi birden aklıma ama çok isim vardı. İbrahim Çallı'nın meşhur Atatürk portresinin bir baskısını aldım. Çerçeveletip ofise asacağım.

4.2.26, Beyoğlu 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sivas Yolculuğuna Dair Bazı Mülahazalar