İstanbul: 5-6. Gün
Dün S. ile arşivdeydik. Geç gittik, 3 buçuk gibi çıktık. Arşiv erken kapanıyormuş. Amacımız önümüzü görmek, ne var ne yok öğrenmekti. Görevliler çok yardımcıydı, zaten sessiz sakin bir yer. Yaklaşık 2 saat belge fotoğrafladık. Sonrasında vapurla Beşiktaş'a gidip bir kahve içtik. Tekrar vapurla Üsküdar'a döndük. Eve geçtim ben de.
Bir önceki gün ise sıkıcıydı. Tek güzelliği Meltem Gürle söyleşisiydi. O kadar sıcak ve güleryüzlü bir kadın ki. Zaten çok seviyordum, eski yazımın başlığı malum, daha çok sevdim. Ve tabii ki her şeyin olumsuzunu bulmaya teşne aklım bunda da hemen kötü şeyler fısıldadı kulağıma. Keşke yakınında olabilseydim. Bir diyaloğum olsaydı... Söyleşinin moderatörü rezaletti ama. Sorular çok klişe, çok sıkıcıydı. Sürekli takılıp durdu, belli ki kadını hiç araştırmamış, okumamış. Roman yazarı falan sanıyordu. Meltem hanımın yüzünden belliydi bence sıkıntısı ama çok güzel cevapladı, o kadar nazik bir kadın ki. Gelenlerin soruları güzeldi, sıcak bir ortamdı. Söyleşiden sonra N. ve bir arkadaşı geldiler, yemek yedik. Sonrasında eve döner dönmez kanepede uyumuşum. Bayılmışım demek daha doğru.
Bugün evde olmayı planlıyorum. Çalışacağım. Belki bir ara yürüyüşe çıkarım. Mizancı Murad'ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı romanını bitirdim sabah. Şimdi bir Ahmet Mithat'a başlamam lazım bakalım.
*
İstanbul, içine almıyor beni. Sarıl sarmalamadı geçen seferki gibi. Hava zaten hala çok kötü. Hep karanlık. Ya rüzgarlı ya yağmurlu. Aslında gelmeyeli uzun zaman oldu sayılır, yine de her şey aynı geliyor. Belki de (!) sorun tamamen içimde olup bitenlerdedir.

Yorumlar
Yorum Gönder