İstanbul: 3. Gün

 


Sabah saat 9 buçuk şu an ama hava alacakaranlık. Bir de Ankara'ya gri derler, kışın her şehir gri işte. Hatta bugün bildiğin koyu gri. Neyse. 3. günümü, yani dünü anlatıyorum:

Bakırköy'den ayrılmadım, hava çok kötüydü akşam zoom toplantım vardı. Burda çalışırım dedim. İlk oturduğum kahveci küçücüktü, gürültülüydü ve kapı açıldıkça zehir gibi bir soğuk giriyordu içeri. Kahvemden 2-3 yudum ancak almıştım ki kendimi dışarı attım. Dedim biraz dolanayım. Mezarlığa uğradım. Biraz dolaştım. Cenap Şehabettin'in mezarıyla karşılaştım. Ama Halit Ziya'yı, Tarık Akan'ı ve Münir Özkul'u bulamadım. Hava soğuk, çok da arayamadım açıkçası. Çıktım. Dolaşmaya devam. Sıcak bir yer bulurum belki. Sonra bir alışveriş merkezine girdim, buradaki kahveciler hiç değilse buz gibi değildir diye.  Ama kalabalıklar. Zaten saat kaç olmuş. Yemek yedim. Dedim eve gideyim bari, orda çalışırım. Sonra tam meydanda bir kahveci gördüm, birkaç katlı. Buranın içi sıcaktır diye girdim, üst katı çalışma alanıymış. Kocaman masalar var. Harika. Biraz çalıştım. Sonra N. geldi. Birer çay içtik, kırtasiyeye götürdü beni defter falan aldım. Sonra o çalışmak için kafeye döndü, ben eve gidip toplantıma girdim. Velhasıl, bugün de havalı şeyler yazamadım. 

Bugün, yani 4. gün (çünkü her sabah bir önceki günü yazıyorum) birkaç seçenek var aklımda. Sirkeci'de bir kütüphane, Salt Galata'nın kütüphanesi ya da Karaköy'de bir yerler. Bakalım. Henüz erken. Öğlen çıkarım.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sivas Yolculuğuna Dair Bazı Mülahazalar