İstanbul: 1. Gün
Tüm heyecanımın, planlarımın, hayallerimin çöp olduğu bir haftadan sonra İstanbul'a gelmek zor oldu. Berbat bir tren yolculuğuydu. Akşam vakti trene binmek, karanlık bir kutuya binmek gibi. Neredeyse 4 saat süren bir yolculuk, içim sıkılarak, ayaklarım geri geri giderek... İndim, yağmur yağıyor. Nemli, sert bir rüzgar yüzüme yüzüme esiyor. Eve kadar 15-20 dk bir yürüyüş. 1 aylık ağır, kocaman bir valiz, ağır bir sırt çantası...Neden geldim ki buraya? İstanbul, kitaplarda güzel. Orhan Pamuk anlattığı Nişantaşı nerede? Her şey fotoğraflarda, hayallerde güzel gerçekten. Ne yapacağım ki 1 ay ben burada? Bana kapısını açacak bir arkadaşım olduğu için çok şanslıyım gerçekten ama misafir olarak kalmak, hem de koskoca bir ay... Bu değildi benim istediğim. Okulun bana son dakika attığı kazık... Dün, N.'nun Nişantaşı'nda bir işi vardı, oraya gittik. Onu beklerken Penguen'i gezim, kitaplara ve kırtasiyelere baktım. Yağmur ve soğuk olunca sokaklarda dolaşamadım tabii. Burada ev bakıyordum, ilk günden buraya yolumun düşmesi de acı oldu. Sonra kahvaltıya gittik, sonra da Atatürk Kültür Merkezi'ne. Kütüphanesinde çalışmak için. Kütüphanesi görsel olarak çok güzel ama konforsuz biraz. Bir de üşüdüm, soğuktu. 1 saat anca dayanabildim. N. güzel güzel sınavına hazırlanıyordu aslında ama onu da dürttüm. Çıkıp kahve içtik, sonra İstiklal'de dolaştık biraz. Dükkanlara girdik, Şişhane'ye kadar yürüdük. Sonra da eve geldik erkenden. Ev de çok soğuk. Huysuzum, farkındayım. Ama öfkem geçmiyor bir türlü, ne yapayım. Çalışmaya geldim buraya, arınmaya, İstanbul'u yaşamaya. Son aylarda kırıla kırıla paçavraya dönen kalbimi sarıp sarmalamaya.
Öyle işte, dün buradaki ilk günümdü ve böyle geçti. Bugün bakalım nasıl geçecek. Evden çıkmamayı planlıyorum, en fazla köşedeki kafelerden birine gider çalışırım. Belki daha sıcaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder