140120262251
İstanbul okumalarımın ikincisini az önce bitirdim. Hamsun'u okumak keyifli, Andersen ise sıkıcıydı. Knut Hamsun, 19. yüzyılın sonunda çıktığı seyahati 1905'te Stridende Liv (Mücadeleli Hayat) adıyla yayımlamış. İstanbul kısmı, "Hilalin Altında" başlığını taşıyor. Eğlenceli bir dili var, dikkati daha çok insanda toplanıyor. Bu yüzden daha canlı, daha gerçek ve eğlenceliydi onu okumak. Andersen'inki onun yanında ansiklopedik bilgi gibi kalıyor. Sıkıcı tasvirler, donuk manzaralar. Aslında başlarda, henüz İstanbul'a varmadan, gemideki insanları anlattığı kısım güzeldi. Hele bir Türk aileyle tanışması, onların Andersen'e meyve ikram etmesi, masalcımızın kadınlara kaçamak bakışlar atması, ailenin küçük çocuğuyla oynaması... Keşke dil sıkıntısı olmasaydı da bu kız çocuğuna bir masal anlatsaydım diyor. Acaba kimdi o? Oynadığı bu amcanın, dünyanın en büyük masalcılarından biri olan Andersen olduğunu bilseydi... Torunları bu masallarla büyüdü belki de. Hayat ne garip.
Andersen İstanbul'a 1841'de gelmiş. İki farklı padişah görmüş, benzer yerlere gitmişler. Andersen için İstanbul sadece bir uğrak yeri aslında. Onun büyük tutkusu seyahat. Bir mektubunda şöyle demiş:
"Geziye çıkmak, yaşamaktır. İşte o zaman yaşam canlanır, zenginleşir; insan bir pelikan gibi kendi kanıyla değil doğayla beslenir."
Ne kadar güzel. Bu bilgiler Banu Gürsaler-Syvertsen'den bu arada, bu nefis çevirinin sahibi. Dag Solstad'ın da çevirmeni aynı zamanda. Bu kitabı alma sebeplerimden biri de çevirmenin adıydı zaten.
Andersen'in yazdıklarından altını çizdiğim tek bir cümle var, Almanca bir dize. Türkçesi şu:
"Yepyenidir unutulmuş şiirler."
İstanbul'a çok az kaldı. Orhan Pamuk'un İstanbul'unu buraya uzun uzun yazmak isterdim aslında ama fırsat olmadı. Canım da istemedi bir yandan. Murat Belge'nin İstanbul Gezi Rehberi'ni ise yanıma alacağım. Parça parça okuyacağım, güzergahıma göre. Sırada Tanpınar'ın İstanbul'u var.
Dilerim ben de İstanbul'dayken buraya gün gün yazabilirim. Bunu gerçekten çok istiyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder