040120262233
Ilık bir kış günü. Sımsıkı giyinip Kızılay'a inmişiz. Elbette Dost'ta buluşulacak. Özellikle biraz erken gidilecek ki kitaplara, defterlere tek başına rahat rahat bakılacak. Sonra Tunalı'ya doğru yokuş yukarı bir yürüyüş. Soluklanmak için Elizin pastanesi. Çay, yanına ufak tefek atıştırmalıklar. Bir serçe tabakta kalan kırıntılara dadanıyor. Önce bir parça alıp tentenin tepesine kaçıyor, yedikten sonra tekrar tabağa konuyor. En sonunda bakıyor ki bizden zarar gelmeyecek, tabağın üstüne çıkıp rahat rahat karnını doyuruyor. Sokağı izliyorum bir yandan, bir apartmanda satılık levhası. Buralarda oturmak ne güzel olurdu, diyorum. İnterneti açıp fiyatlara bakıyoruz. Pek iç açıcı değil. Hadi kalkalım. Sıradaki durak Tunalı Pasajı. Alt kata iniyoruz hemen, ama aklımda bir gün üst kattaki dükkanları da kurcalamak var. Aşağıda bir sahaf bir de plakçı var. Sahafa uğramıyoruz, geçerli sebeplerimiz mevcut elbet. Plak satan dükkanın sahibi meşhur biri, Ankara'nın okur yazarları tarafından tanınıyor. Müzik bilgisi inanılmaz, o ayrı ama onu farklı kılan daha çok üslubu. Uzun uzun plaklar, cdler kurcalanıyor. Ben biraz (!) çekingenim, pek anlamadığım bir saha. Pot kırmamak adına hiç alıcı pozuna girmiyorum. Daha çok duvardakilerle ilgileniyorum. Şahane resimler, şahane posterler ve fotoğraflar var. Biraz dükkana gelen gidenler, biraz sohbet dinlemece, çok az sohbete dahil olma derken çıkıyoruz. Acıktık. Route'u seviyoruz, gidip oraya oturuyoruz. Çantamdan defteri çıkarıyorum. Eee, diyorum, bu sene neler çalışıyoruz? Hadi bir planlama yapalım. Önümüzdeki yayın hedeflerini listeliyoruz önce. Sonra benim kafamdaki makale üzerine biraz akıl yürütüyoruz, şunu yapabiliriz, meseleye şuradan girebiliriz vesaire. Bir yığın kaynak not alıyorum. İçime sinmiyor yine de bir türlü. Başka bir sahaya giriyorum çünkü, pek güvenli değil. Ya çoktan çalışılmışsa? İyi kurcalamak lazım. Biralarımız geliyor, sonra yemeklerimiz, soba yakmışlar içerisi fazla sıcak. Uyku, ağırlık, iş yükünü düşünmenin verdiği stres. Saatler geçiyor. Tunalı'dan Kızılay'a bulvar üzerinden iniyoruz. Yolda YKY'nin dükkanına uğruyoruz. Bir kitap alıyorum: "İstanbul'da İki İskandinav Seyyah". Hava artık serin. Yüzümü ısırıyor rüzgar. Başıma şiddetli bir ağrı saplanıyor. Metro durağında ayrılıyoruz. Sonra beni şehrin diğer ucuna götürecek metroya biniyor, kulaklığımı takıyorum.
Ankara'ya karşı çok karışık duygular besliyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder