Karanlığın yola yavaş yavaş çöküşü. Trenin yardığı çorak araziler, bu arazilere tek tük serpiştirilmiş metruk evler, verimsiz tarlalar, kurumuş ağaçlar. Soğuk, toprağı tutmuş. Karanlıkla birlikte kararan bulutlar da iniyor zemine. Şehre yaklaşıyoruz. Binalar çoğalıyor. Işıklar yavaş yavaş yanıyor. Fabrikalar yerini apartmanlara bırakıyor.
Gözlerimi kapatıyorum. Bulutların gardiyanlığından kaçabilmiş yaramaz bir çocuk gibi güneş, göz kapaklarıma vuruyor. Yazı düşünüyorum. Denizin sesini, ayaklarıma batan taşları, kalabalığın uzaktan uğuldayışını. Rüzgârın çok yavaş, çok sakin saçlarımın arasında dolaşmasını...
Tren sarsılıyor. Şimdiki zamana fırlatılan bedenim kasılıyor. Başıma bir ağrı saplanıyor sonra. Anılar ama hep kötü hissettirenleri. Koşarak doluşuyorlar. Hava kararmış. Tren istasyona varmış. Valizler, çantalar, koşuşturmalar, karşılamalar, bağıra bağıra telefonlaşmalar... Küçük ama ağır çantamı sürükleyerek çıkıyorum gardan. Bu kapıdan kaç defa çıktım? Kaç defa bindim o arabaya? Mutlu muydum? O, mutlu muydu?
Kış ısırıyor yüzümü çıkar çıkmaz. Otobüs durağına yürüyorum. İçimde bir yerlerde karanlığın güneşe döneceği yolculuklara inanıyorum.
51225, 1745
Yorumlar
Yorum Gönder