Hüseyin K. ile kendi aramızda bir şaka
Hüseyin K.’nın Çantasının Acayip Serüvenleri
Hüseyin K.’nın çantası kasım ayının son cumartesi sabahında kaldırıldığı dolaptan çıktı. Işık önce gözlerini kamaştırdı, ne oluyor demeye kalmadan ağzından içeri birkaç parça kıyafet, bir diş fırçası, iki de kitap tıkıştırıldı. Güneş var var olmasına ama hava buz. Hüseyin K.’nın sırtında, Uşak otogarında bir müddet ilerledi. Sonra sıkışık, pis kokulu bir otobüs gözüne ittirildi. Sallana zıplana Çankırı’ya kadar gittiler. Gün boyu ordan oraya sürüklendi, nerelerde olduğunu pek anlayamadı. Bir ara kitapların arasında nefes almakta zorlandı, bir ara da Ankara havası eşliğinde halay çekenlerin arasından geçip ucuz kuru pasta ve limonata kokan bir masanın altına sürüklendi. Bir müddet kah horon tepen, kah halaya duran, kah zıp zıp zıplayan çeşit çeşit bacakları izledi. Ardından tekrar Hüseyin K.’nın sırtında buldu kendini. Koşuyor mu ne? Geç kaldı. Hop hop hop hop içi dışına çıktı. Yine otogarda. Neyse ki süre kısa. Yine daracık otobüs rafının üstüne atılıverdi, madem hiç açmayacaktın beni diye düşündü ihmal edilmekten biraz üzgün, sonra uykuya daldı. Gözünü açtığında Tokat’taydı. Hüseyin K. neredeydi? Aşağı sarkmış kısmından şöyle bir bakınıverdi: yok! Gitmiş. Terk etmiş. İçini yokladı, her şey duruyordu. E öyleyse? Samsun’a varana kadar yukarıdan bir müddet yolu izledi. İnsanlara tepeden bakmak da güzel şeydi doğrusu. Otobüs durdu. Muavin, az önce meyve suyu dökülmüş yapış yapış elleriyle kendisine yaklaştı, sertçe çekti, yere attı. Biraz sonra uğultulu, kaba saba bir yazıhanede buldu kendini. Bekledi. Bekledi. Bekledi. Bu sefer başka bir muavin geldi, ötekine göre gayet kibar, neredeyse okşar bir yumuşaklıkla tuttu sapından, sallaya sallaya bir otobüse bindirdi. Saat kaçtı? Günlerden neydi? Hüseyin K. nerelere gitmişti? Vay başıma gelenler dedi. Bu sefer karanlık bir bagajın içine itildi. Orada kendisi gibi bir sürü çanta, bavul, koli, turşu bidonları, erzak çuvalları... Hiçbiri konuşmuyordu ama çok pis kokuyordu. En iyisi uyumak dedi, yoksa yol nasıl çekilirdi? Kimbilir nereye gidiyordu şimdi... Gözlerini açtığında yine zıp zıp zıplayarak bir yerlere sürüklendiğini fark etti. Kimin sırtı bu? Ah, Hüseyin K.! Demek geldin! Hüseyin K., bu sefer tek omzuna taktığı çantayı, yeşil ışık kırmızıya dönmeden karşıdan karşıya geçebilmek için hoplatıp duruyordu. Uşak yine çok soğuktu. Üstelik bugün güneş de yoktu.
Yorumlar
Yorum Gönder