Gidiş 10.24 - Unuttuğum bir şey var mı? Çantam çok mu ağır oldu? Uzun zaman sonra fotoğraf makinemle bir seyahate çıkıyorum. Hava berbat görünüyor ama yine de heyecanlıyım. Arkadaş yönünden ne kadar şanslıyım. Memleketin her köşesinde bir dostum var ve kapıları hep açık. Öğrenci yönünden de şanslıyım. Pazartesi günü öğrencilerim bir pastayla daldılar içeri. Almayı isteyip almayı ertelediğim kitapları hediye ettiler. Etrafım güzel insanlarla çevrili. Kahve demlenmiş olmalı. Artık kalkıp termosa doldurmalı ve yavaştan evden çıkmalıyım. Umarım garda park yeri vardır. 13.13 - Tren Ankara'ya yaklaşıyor. İnmemek garip geliyor. Aynı zamanda güzel :) Restorant bölümündeyim. Çay içip kitap okuyorum. Cam kenarından yolu izleyeceğim Ankara sonrası. Gürültülü Yalnızlık çok değişik bir kitap. Biraz mide bulandırıcı, biraz sıkıcı ama okutuyor kendini. Tatlı bir uyku da bastırmadı değil. Gözlüğüm yanımda değil, keşke göz damlamı yanıma alsaydım. 13.35 - Ankara, Mamak'tan sonra dökün...
Yuva. Uzandığında gözüken bulutlar, masanda yazarken karşında -uzakta da olsa- bir orman, evlerin kırmızı çatıları üzerinden bir bozkır... Her şeye sıfırdan başlamak, yine ve yine ve yine. Bıkmadan. İlk defa hafifleyerek, başka seslerle zihninde. Kuş gibi uyanmak, gün boyu cıvıl cıvıl bir neşe. Öte yandan dağınık bir evin yükü, teslim tarihi yaklaşan yazıların stresi ve yaptığın işin anlamsızlığıyla yüzleşmeni sağlayan öğrenciler. Bunlara rağmen, içimde sıvı bir gülümseme. Yürüdükçe yer değiştiren, girdiği kabın şeklini alan, o an neyi düşünüyorsam ona dair bir mutluluk. Oh be! hissi. Rahatlama, sırtından yükleri indirme, kabullenmenin ve teslim olmanın huzuru. İlk gençlik yıllarımda hayal ettiğim hayatı kendi ellerimle kurabilmiş olmanın sevinci, kendime ait bir odadan fazlası, duvarların kitaplarla kaplanması ve uzak ülkeler. Sonunda gelip sığınacağın bir ev. Dostlarını toplayıp neşeyle kıkırdamak, -ve sigaralar, biralar, kahveler, bazen şaraplar- hayata dair bıkbıkbık kon...
Sartre'ın Akıl Çağı'na başladım. Bizi Biz Yapan Hikâyeler'e elimi sürmeyeli haftalar oldu. Sait Faik'e yine bakamıyorum. Bu hafta Faust, Sait Faik, Sabahattin Ali var gündemde. Proje için teslim ettiğim yazıya düzeltme gelmiş, 10 günüm var ama eklenecek şey çok. TDK konferansı bitti, yarınki söyleşinin soruları hazırlandı... Evet evet sesli düşünüyorum şu an. Önümüzdeki 2 ay benim için çok yoğun çok telaşlı geçecek. Dönem sonu, öğrencilerin tezleri... Hava tekrar soğudu, tatil olmasıyla havanın kararması bir oluyor. Flash disklerimi sınıfta unutmuşum salı günü, daha bugün fark ettim. Kaybolmamıştır inşallah çünkü çok önemli dosyalarım vardı içinde... Her şey gözümde öyle büyüyor ki. Aslında normal bir hayat işte, iş güç. 39 senedir bu hayattayım, artık alışsam mı ne.
Yorumlar
Yorum Gönder