00.37
Bir iki satır da olsun her gün yazıyorum neredeyse, güzel. Ama linki sağdan soldan kaldırdım. İçimden gelmiyor. Gören gördü zaten, gerek yok ötesine şimdilik. Belki sonra yeniden eklerim. Bazen zihnime öykü girişleri akın ediyor, oturup hemen yazasım geliyor böyle. Ama tabii ki ya trafikteyim, ya toplantıda, ya derste.
Bir iki gün önce bir sahaf tanıdığımı konuk ettim sınıfa, onun dükkanına gidip gelirken tanıştığım birkaç kişiyle birlikte geldiler, güzel oldu. Ayaküstü de olsa biraz lafladık. Etkinlik çok güzeldi, ricamı kırmayıp gelecek insanlar tanıdığıma çok mutlu oldum. Malum, bu şehir pek kucak açmadı bana. Yaklaşamadım insanlarına. Her neyse konu dağılıyor, bahsetmek istediğim başka bir şeydi aslında. Söyleşide öğrendiklerim, dinlediğim sahaf hikâyeleri falan... bana şunu hissettirdi. Acaba ben kitapları yeterince sevmiyor muyum? Belki de sevmek sanıyordum bu zamana kadar. Kafamı çevirip şöyle bir bakıyorum şimdi etrafıma. Ne kadar az okuyorum. H. o kadar haklı ki, kafamdan çıkaramıyorum onun dediklerini. Kendimden başka hiçbir şeyle meşgul olmuyorum ki son zamanlarda. Bütün bakışlarımı içime çevirmişim, kurcalıyorum da kurcalıyorum. Çok GOT izlemekten olsa gerek, zihnimde birinin karnını kılıçla sakin sakin deşen bir insanın imgesi canlanıyor. Şu son telaşların da bitmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yapmam gereken son duyurular da bitsin, reklam faslı geçsin... yine kapatacağım hesaplarımı. Sonra biraz uzaklaşacağım, bedenen ve zihnen, uzaklaşmam gerekenlerden. Bunun çaresi kesinlikle tebdil-i mekan. Bu şehir bana iyi gelmiyor, gelmiyor. 14.5 yıl olmuş buraya geleli, geldiğimden beri de bir ayağım hep kapıda, sürekli söylenmişim ve şimdi de gelmiş bu şehir bana kucak açmadı diyorum :) Saçma. Ama sanırım bir şeyler de zahmetsiz, kendiliğinden olsun istiyorum hayatımda.
Dağılmasın dedikçe dağıldı konu. Kitaplar, diyorduk. O kadar güzel kitaplarla sarılı ki etrafım. Zaman dursa, benim içimdeki kargaşa da biraz sussa ve ben sakin sakin okusam... düşünsem... sonra gelip buraya onları yazsam. Zamanını bekleyen onca kitap arasında soluk alıp veriyor, uyuşmuş bir vaziyette oturuyorum salonda çoğu zaman, elimde telefonla. Değişikliğe direncim çok yüksek (bak yine bakış içe döndü), biraz zorlasam kendimi de asıl odağa başka şeyleri alsam ve onlara alışsam, sonra da başka değişikliklere dirensem...
Ah, ne zalimler. Çoğaldıkça, okudukça bizi cahilleştirerek, yalnızlaştırarak, küskünleştirerek... kendilerine bağımlı kılarak... Kitapları sevmek, bilmiyorum sevmek mi ama, bazen ceza gibi de işte. Ne bileyim. İnsan tahammül edemiyor başkalarına.
*
Gideyim, önce sıradaki Sait Faik'i okuyayım, dualarımı edeyim, rüyalarımdan korkayım, yatakta iki saat dönerek işkence çekeyim de sonra dalıp gideyim. Sabah sanki biri omuzlarımdan bastırıyormuşçasına bir ağırlıkla kalkayım, güne alışmaya çalışmakla bir iki saat geçsin falan. Neler gördüm rüyamda? Kavga, aksiyon, kan? Özlemekten içimi paralayan? Evraklar, sınavlar, öğrenciler?
*
Maillerimde bir şeyler ararken rastladığım bazı eski fotoğrafları kaydettim. Burada kullanırım.

Yorumlar
Yorum Gönder