23.09

 



Bugün kendimi zorla, resmen sürüyerek götürdüm Donkişot'a. İki şairin söyleşisi vardı, yeni dükkanın ilk etkinliğiydi. İnsan içine çıkmak, tanımadığım insan kalabalığının ortasında kalmak/konuşmak/gülümsemeye çalışmak uzun zamandır benim için zaten iç sıkıntısı... Geçen haftaki sempozyum ne kadar uzamıştı kafamda mesela. Ama gittim. Lando'dan çıkan iki kitap: "tuhaf.iye" ve "süt ve gül". Bu yayınevini Ercan (Şeherli)'ın kitabı vesilesiyle duymuştum. Şairleri ise tanımıyorum, okumamışım. Sıkılırım sandım. Ama öyle güzel, keyifli, dolu bir söyleşiydi ki. Moderatör Burçin Laçin Altay'dı, bir söyleşi nasıl yönlendirilir, nasıl hazırlanır bence ders niyetine anlatılmalı -ki anlatacağım da muhtemelen. İki kitaba da hakim, iyi hazırlanılmış, şahane sorular çıkarılmış. Sırayla bir Hatice Utkan'a bir Emre Gürkan Kanmaz'a sordu. Hepsi şiirlerle ilgiliydi soruların. Cevaplarla da -ve zaman zaman konukların müdahaleleriyle- konu konuyu açtı, bir sürü yeni şey öğrendim. Hele Hatice Utkan'ın birikimine, eğitimine, anlatımına hayran kaldım. Söyleşi bittiğinde hemen kaçmadım, şaşırdım kendime. Aslında Donkişot için getirdiğim Krom'ları vermek ve kitapları imzalatmak için beklemiştim başta, sonra oturdum kaldım. Küçücük sahafı dolduran bir avuç insan. Bir kısmı söyleşiden sonra ayrıldı. Kalanlarla sohbet ettik. Yeni insanlar tanıdım. Fotoğraftaki kitaplardan biri de onların yazarı. Öyküymüş, okuyacağım. Ben akademinin çirkinliğinden dem vurdum, onlar akademinin Eskişehir'deki edebiyat etkinliklerine ilgisizliğinden. Uzun zamandır yaptığım işe temas etmediğimden, temas edildiğinde ne kadar iyi hissettirdiğini hatırladım. Kibirden azade, gösterişten uzak, bildiklerini heyecanla paylaşan bir avuç insan. Var mıydı böyle şeyler? Yirmili yaşlarımda kalmamış mıydı? Çıkarken kitaplarla beraber Oyun dergisinin birkaç sayısını aldım. Eve dönerken yüzüm gülüyordu. 

Çok teşekkür ederim, iyi ki güvenmişim.

*

Malum yarın Dante günü. Bir podcast dinledim, orada Tom Hanks'in oynadığı Cehennem'in Dante'nin Cehennemi üzerine olduğu anlatılıyordu. Allahım, popüler kültür söz konusu olunca cahilliğim... Dan Brown romanına burun kıvırmalar falan. Neyse. Onu izledim bugün. Birkaç yerini işaretledim, fırsat olursa derste açacağım. 

*

Birkaç gündür şu şarkıya taktım, sardırıp sardırıp dinliyorum (sardırmak kaset döneminde kalmasına rağmen nasıl da hâlâ kullanımda ama, çok tatlı):


 *

Hatice hanım kitabı imzalarken "Şiiriniz sf. 71" yazmış. Açtığımda çok şaşırdım. Haklıdır belki de, tesadüf diye bir şey yoktur. 

Şiirden birkaç parçayı buraya alıyorum: 

"Oysaki çok kolaydı
Sadece ve sadelikle
Senden bir tane daha olması gerekiyordu
Çünkü 
Tüm kayıplar
İkiliklerde ve benzerliklerde yaşanmaz mı ve
Tüm kayıplar önce kalpte başlamaz mı
 
Senden başka kimse de anlamazdı bunu
Kim anlayacak,
Sen parmaklıklar arkasında sağa sola yürüyen bir panter
Sen küçücük toprak bir alana sıkışmış bir piton
Sen uçamayan bir kartal
Öyle fenalıklardasın ki
Kim anlayacak
 
***
 
Fark ettim sonunda
En çok kimi özledim o zamanlarda
Kendimden başka" 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sivas Yolculuğuna Dair Bazı Mülahazalar