01.06
Hâlâ uyanığım çünkü yine akşam uyuyakaldım. Pazartesi ve salının ders yoğunluğu yoruyor biraz. Haftaya vizeler var, dinlenme fırsatı. Lakin benim program dinlenmelik değil ev işi yapmalık yine. Taşınmak, yerleşmek, bir şeyler kurmak ne zor. Kendimizin inşası da öyle değil mi? İçimizde bir şeyler değişiyor, biz değişiyoruz, bedenimiz değişiyor, düşüncelerimiz, hislerimiz, arzularımız... Sonra neyi nereye koyacağımızı bilmiyoruz. İlişkilerimizi devam ettirsek mi yoksa kırık bir koltuğu sonunda sırf hatırası/hatrı var diye tutmaktan vazgeçip hayatımızdan çıkarmak mı lazım? Yıllar önce bir öykümde insanların içindeki odalardan bahsetmiştim. Öyle sahinden. Bugün derste de insan zihninin, bilincinin/bilinç dışının ev metaforuyla edebî metinlerde ve rüyalarda temsil edilmesinden bahsetmiştim. Öyle işte. Bir yandan ben "gitme" arzumun sonuçsuzluğundan yorulup pes ettiğim ve kök saldığım anda bazı seçeneklerin önüme serilmesi var... Ben yerleşmeye çalıştıkça birileri ayağımın altından zemini çekiyor gibi. Elbette o birileri de benim temsillerim.
*
Yıl sonuna kadar bitirmem gereken işler var. Bunun için güzel bir program yapmalıyım. Programlara uyabildiğimden değil, asla beceremedim onu. Programlamak benim için bir "başlama çizgisi", ondan. Ajandalar da öyle. Defterler de. Hevesle başlanıp yarım kalan şeyler işte... İşler bir şekilde yürüyor, bitiyor da; o işlerin izleri uçup gidiyor.
*
Bir yıl daha bitiyor işte. Yıl dökümü yaklaşıyor. Nelerin üstünü çizdik hedeflerden, neler bir utanç ve yük olarak sırtımızda bizimle yeni yıla girecek? Neleri sürükleyeceğiz peşimizden? Öykü yazmadığım bir yıl daha mesela. Fotoğraf çekmediğim.
*
Neyse.
(Bu gecenin Sait Faik öyküsü: Bir Seyahatin Sonu)
Yorumlar
Yorum Gönder